Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Yol arkadaşım

Kızımla hasret giderme sonrası yuvaya döndüm. Söz konusu insanın canı olunca hasret hiç bitmiyor tabii. Ayrıldığın an gene başlıyor. Ama onu yaşadığı, çalıştığı ortamda görmek; kendi düzenini kurabilecek kadar büyüdüğünü fark etmek; en önemlisi ne kadar mutlu olduğunu hissetmek dünyalara bedel. Bunu ötesinde çok güzel dinlendim, enerji topladım, Bugün itibarıyla jetlagi de atlatmış görünüyorum; artık normal düzenime dönmeye sıra geldi. Epey de malzeme topladım sizlerle paylaşmak için.
Aslında uçakta bir şeyler yazmayı planlıyordum ama maalesef internet bağlantısında bir arıza vardı. Neyse bol oyun yüklemiştim yola çıkmadan önce ve THY de sayısız film alternatifi sunuyor da 11 saatlik uçuş katlanılabilir hale geliyor.
Yolculukta iki tür insan vardır bilirsiniz. Biri oturur oturmaz yanındakiyle konuşmaya başlayan ve yol boyunca susmayıp bütün hayatını anlatanlar; diğeri ise kendi halinde bir şeyler okuyan, izleyen, dinleyenler… Ben ikinci türdenim. Yanımdaki yolcuyla otururken hafifçe selamlaşıp kendi içine dönenlerden yani. Çok ilgimi çeken türden sohbet eden biri olursa durum farklı olsa da genellikle yolculukta sohbeti pek sevmem.
İki aynı tür yolcu yan yana düşerse sorun yok da ya tersi olursa? İşte benim dönüş yolculuğum tam anlamıyla böyle bir faciaya tanıklık etti 🙂
500 kişilik uçaktaki 20 Türk’ten biri, üstelik en gevezesi ve en kilolusu benim yanıma denk geldi. Benim koltuğumun da yarısını kaplaması yetmiyormuş gibi susmamak için de büyük çaba harcadı. Ne kulaklık takıp film seyrediyormuş gibi yapmam işe yaradı; ne de uyuma numaralarım…
Oturur oturmaz klasik laf atmayla konu giriş yapıldı. Bereket “yolculuk nereye?” diye başlamadı konuşma. İnanın uçakta onu da duymuştum ve “Ankara’ya. Oraya gelince paraşütle atlayacağım ben” dememek için kendimi zor tutmuştum.
Kanada”da mı Türkiye’de mi yaşadığım sorusuyla girizgah yapıldı. Böyle durumlarda çok kısa yanıt verip başımı çevirir ve asla ben soru sormam. Aynı taktiği denedim ama nafile… Verdiğim her kısa cevap bana yeni bir soru olarak dönmeye devam etti. Sonunda bir fırsatını bulup bir film açtım ve kulaklığı taktım. Bitti mi? Tabii ki hayır! Kulaklık olmasına rağmen hâlâ konuşma devam ediyordu. ben ise kulaklık yüzünden duymuyormuş gibi davranıyordum. Sonuç? Yandan bir el uzandı, kulaklığımı çıkartı ve konuşmaya devam etti 🙂 Gene bir fırsat bularak ben biraz dolanayım deyip kalktım, arkada hosteslerin yanına gittim. Onlar bile halime acımış, kendi aralarında beni nasıl kurtaracaklarını konuşuyorlarmış; ama ne yazık ki uçak tamamen doluydu. Tekrar yerime döndüğümde uyuklamasını fırsat bilip uyku gözlüğünü ve tıkaçları takıp uyur pozisyona geçtim. Tam dalıyordum ki bir el kulağıma uzandı, tıkacımı çıkarttı. Aynı esnada bir ağızdan kelimeler dökülüyordu. Fark etmemiş gibi yapmam bile durduramadı kadını; o kadar azimliydi yani. Bu kez beni dürterek uyandırdı.
Yeteri kadar saygılı ve kibar davranmıştım. Kendisine çok net bir biçimde konuşmak istemediğimi, uyumaya çalıştığımı söyledim. Nihayet bitti dediğinizi duyar gibiyim ama maalesef 🙂
Bunun bir çözümü var mi bilmiyorum. Bilen varsa ne olur benimle paylaşsın. Her zaman bu kadar sabırlı olamayabilirim çünkü 🙂
Neyse…
Böyle bir maceradan sonra artık buradayım. Kızımın hasreti ondan ayrıldığım saniye tekrar başlamış olsa da evimi de özlemişim.
Reklamlar

5 comments on “Yol arkadaşım

  1. Arzu Alltınanıt
    24 Mayıs 2013

    Bu harikaymış, Ahmet ama benimki bunu da anlamaz sohbet etmeye çalışıyorum sanırdı 🙂

    Beğen

  2. Ahmet Aydın
    24 Mayıs 2013

    Geçenlerde Yılmaz Özdil'in bir yazısında okumuştum :

    Sonradan görmenin biri uçakta yerine oturur oturmaz yanındaki
    kitap okuyan adama :
    — Biliyor musun yolculuklar sohbetle kısalır . der .
    Kitap okuyan adam :
    — Haklısınız . Hangi konuda sohbet etmek istersiniz ? diye sorar .
    Sonradan görme biraz düşünür ve :
    — Nükleer eneji konusunda konuşabiliriz . der .
    Kitap okuyan :
    — Güzel . Ama önce bir şey sormak isterim diyerek devam eder
    İnek , keçi ve at aynı otu yedikleri halde biri sulu
    biri tane tane biri de saman gibi sıçıyor . Sence bunu sebebi ne olabilir ? der .
    Sonradan görme biraz düşünür ve
    — Valla hiç aklıma gelmemişti . Bilmiyorum . der .
    Kitap okuyan adam :
    — Kardeşim , daha bir boktan anlamıyorsun ne diye nükleerden konuşacaksın ? der ve kitabına kaldığı yerden devam eder .

    Beğen

  3. Murat Dayıoğlu
    24 Mayıs 2013

    Şansını baştan kaybetmişsin,neyse gelmiş geçmiş…Hoşgeldin T.C ye…Dünyanın en hızlı(saat başı) değişen ülkesine.

    Beğen

  4. Arzu Alltınanıt
    24 Mayıs 2013

    İlk başta hosteslerle konuşurken duydu maalesef 😦

    Beğen

  5. Murat Dayıoğlu
    24 Mayıs 2013

    Birkaç yabancı dil bildiğin için, onun anlamadığı bir dilde konuşup konuyu en baştan kapatamaz mıydın?

    Beğen

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 24 Mayıs 2013 by in Gezi Notları, Kişisel, Tüm Yazılarım and tagged , .
%d blogcu bunu beğendi: