Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti

Orhan Pamuk’un Yeni Hayat adlı kitabı şöyle başlar:
“Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.”
Sayısız kitap okudum; bir çoğu hayatımda yer etti, ama bütün hayatım değişmedi. Son okuduğum kitap hayatımı olmasa da bir çok şeye bakışımı değiştirecek boyutta…
Zülfü Livaneli’nin Serenad‘ından söz ediyorum.
Zülfü Livaneli hep severek okuduğum bir yazar. Okumadığım kitabı yok denecek kadar az. Hepsinden de keyif aldım okurken. Ama Serenad başka bir şey.
İlk defa bir kitabı okurken bütün kahramanlarının gerçek olduğuna inandım. Kitabın kadın kahramanı Maya Duran, Alman profesör Maximilian Wagner ve Nadia o kadar gerçektiler ki öyle olmadıklarını öğrendiğimde üzüldüm denebilir.
Ve ilk defa bir kitabı bitirdiğimde saatlerce araştırma yaptım. Bize okutulmayan tarihi gerçekler karşısında nutkum tutuldu. Struma olayı ise içimi acıttı.
II.Dünya Savaşı sırasında Nazilerden kaçan Yahudileri Filistin’e götürmek üzere, 790 yolcu ve 10 mürettebatla  Romanya’dan yola çıkan bir gemi Struma. Yola çıkmadan önceki reklamlarında gösterilen gemiden çok farklı, tam bir hurda. İstanbul kıyılarında motoru bozuluyor ve Sarayburnu açıklarına demir atıyor. Türk hükumeti, İngilizlerin baskısı yüzünden yolcuların karaya çıkmasına izin vermiyor. Gemide açlık, susuzluk, salgın hastalık diz boyu.. İnsanlar sefalet içinde. Tek çareleri karaya çıkmak. Ama siyasi ilişkiler insandan daha önemli her zamanki gibi. Ne yola devam etmesine izin veriliyor ne de karaya yanaşmasına. Romanya ise geminin geri dönmesini kabul etmiyor. Motoru tamir etme girişimleri oluyor ama göstermelik. Dokuz hafta sonunda Türk hükumeti tarafında Karadeniz’e Şile açıklarına çekiliyor ve orada bir Sovyet denizaltısı tarafından batırılıyor. 103’ü çocuk, 768 kişi hayatını kaybediyor. Bir nevi soykırım yani.

Geriye kalan 22 yolcuya ne olduğuna gelince… David Stoliar adlı bir yolcu şans eseri sağ kurtuluyor. Diğer 21 kişi içinse “Hamili kart sahibi yakinimdir” durumları söz konusu. Günümüzden farklı bir durum değil yani. Filistin vizesi bulunan bir kaç yolcu İngiliz hükumeti onayıyla karaya çıkarılırken Martin Segal ve ailesi ABD’nin ricasıyla Vehbi Koç tarafından gemiden indiriliyor. Segal, Vehbi Koç’un Türkiye temsilciliği yaptığı ‘Standard Oil Company of New York’ adındaki bir Amerikan petrol şirketinin Romanya müdürü.
Serenad tek bir kişinin ya da olayın öyküsü değil. Tarihteki bazı olaylara ışık tutarken bir aşk öyküsüyle hüzünlendiriyor, yalnız bir kadının yaşam mücadelesini gözler önüne seriyor ve aynı kadının hiç bilmediği aile geçmişini ve sonunda kendini keşfetme yolculuğunu anlatıyor. 
Maya Duran’ın hikâyesinde Ermeni tehcirine, Mavi Alay’ın dramına şahitlik ediyor; iktidar kavgası uğruna insanların ne acılar çektiklerine şahit oluyorsunuz. İnsan acaba benim ailemde ne sırlar var diye düşünmeden edemiyor. Köklerimizi göz önüne alınca bu hiç de ufak bir ihtimal değil. 
Max ve Nadia’nın hüzünlü aşkını okurken insanlığa karşı işlenen suçlardan dolayı insan olmaktan utanç duyuyorsunuz.
İktidar hırsına öyle güzel değinilmiş ki bir şey değişmemiş diyor insan. Maya Süleyman’ın Pargalı’yı neden boğdurduğunu sorguluyor bir yerde ve Max şöyle cevap veriyor: “Normal bir nedenden dolayı. İktidar olduğu için.”  Bunun üzerine Maya “Her iktidar adam öldürür mü?” diye soruyor ve “Evet! İktidar zulüm demektir. Hele denetlenemeyen iktidar,” cevabını alıyor.
Doğru değil mi?
“İyi insanlar iktidara gelemez, gelse bile iktidar onu bozar, zalim yapar.” Acı ama gerçek bir yaklaşım. 
Ve son olarak beni çok etkileyen bir bölümü paylaşmak istiyorum sizlerle:
Muhtardan çıkıp Akdoğan Sokağı’na giderken, bu memleketteki isim değişikliklerine takılmıştı kafam. Niye hiçbir sokağın, caddenin, meydanın, köyün adı aynı kalmıyor, sürekli değişiyordu acaba? Tarihten kaçmak için mi? Her şeye sıfırdan başlamak için mi?

……………….. Demek ki biz fark etmeden sürekli bir kabuk değiştirme içindeydik. Bizans’tan kurtul, Osmanlı’dan kurtul, Arap kültüründen kurtul… Şimdi de yeni moda: Kemalizm’den kurtul! ….”

Kitabı öylesine sevdim ki Amerika gibi uzak bir mesafeye yapılan bir yolculuk bile olsa kahramanın 400 küsur sayfalık romanı bir uçak yolculuğunda nasıl yazabildiğini sorgulamayacağım. Ağırlıklı olarak eski notlarını kopyala yapıştır yapıyor olsa bile pek mantıklı gelmedi bana. Ne diyelim o kadar kusur kadı kızında da olur. 

Reklamlar

2 comments on “Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti

  1. tolga
    11 Ocak 2014

    Sizinle aynı fikirdeyim kitabı yeni okumama rağmen neden niçin sorularını sorduğum ve bir an olsun birakamadğım iki gecede okuduğum etkileyici bir kitap

    Beğen

  2. Candan Asal
    18 Eylül 2013

    Serenad'ı geçen yıl okuduğumda niçin ilk çıktığı gün okumadım diye üzülmüştüm.. Düşüncelerime tercüman olmuş yazı, çok etkileyici bir konu elimden bırakamadım..Bence asıl önemli olan kısmı bu topraklarda nesiller boyu yaşayıp hiç bir hikayenin farkında olmadığımızı da kavratması, ne büyük eksiklik. Keşke tüm farkındalıklarımızla birlikte umutmadan ve unutturmadan büyüyebilseydik..
    Fatma Candan ASAL

    Beğen

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 16 Eylül 2013 by in Kitap Yorumları, Tüm Yazılarım and tagged , , .
%d blogcu bunu beğendi: