Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Bu tek kişilik hayatta herkes sadece kendisine aittir, sevgilim

1976-77 de başlayan bir hikâye anlatacağım size…
Şimdi durum nasıl bilmiyorum… Ama o yıllarda orta okul öğrencileri için liseli abla ve ağabeyleri birer ilahtı. Hele lise son ise durum daha da farklıydı. Onlara özenilir, örnek alınır, hayranlık duyulurdu. Onların bundan haberi bile olmazdı. İşte bu ablalardan biriydi Arzu Arınel. Bursa Anadolu Lisesi’nin ilk mezunlarından. O lise sondayken ben orta sondaydım. Sanırım adaşım olduğu için gönlümdeki yeri daha da özeldi. O bunu hiç bilmedi.
Aradan yıllar geçti. Okullarımız bitti, hepimiz bir yerlere dağıldık, iş hayatına atıldık, herkes anılarda bir yerlerde kaldı. Eve telefon bağlatmak için onlarca yıl beklediğimiz yıllardan bilgisayar çağına geçiş yaptık. Önce daktilo gibi kullandık bilgisayarı. Ardından internet girdi hayatımıza. Bilgiye ulaşmak bir “tık” oldu. Sonra sosyal medya ile tanıştık. Başta biraz ürktük, uzak durduk. Bir çoğumuz çocuklarımızın zoruyla ucundan bulaştık bir süre sonra ve yıllar önce yollarımızın ayrıldığı dostlar, arkadaşlar, tanıdıklarla yeniden kesişti yollarımız.
Facebook’un BAL sayfasında tekrar karşılaştık Arzu’yla. Çeviri yaptığımı öğrenince bir kitap yazdığından söz etti bana. En büyük düşlerimden birini gerçekleştirmişti. Yazdıklarını görmek istedim. Hemen taslağı göndermekle kalmadı, büyük bir mütevazılık göstererek fikrimi söylememi istedi.
İlk bölümü okudum hemen ve çok sevdim. Devam etmemek için çok zor tuttum kendimi. Devam etmek istemememin iki nedeni vardı. Birincisi elimdeki çeviriyi yetiştirmem gerekiyordu; yani zamanım yoktu. İkincisi ve en önemlisi ise bu çalışma mutlaka kitap olarak basılmalı ve ben öyle okumalıydım.
Sonra bir gün Bodrum’a geldi Arzu ve nefis bir Gümüşlük akşamında uzun uzun sohbet ettik kendisiyle. Konu ağırlıklı olarak kitaptı doğal olarak. Ne yaparız? Nasıl bastırılır? Hangi yayınevlerine gönderilmeli? Uzun uzun konuştuk.
Biz bunları düşünürken beni çok mutlu eden bir mesaj geldi. 41. Oda:Mardinkapı Everest’in ilk roman ödülünü kazanmıştı ve basılacaktı.
Tüyap Kitap Fuar’ındaki ödül törenine ne yazık ki katılamadım. Ama koşa koşa gidip aldım kitabı; heyecanla okumaya başladım ve az önce bitti.
41. Oda: Mardinkapı bir hayat kadınının öyküsü. Kırşehirli bir ailenin kızı olan Berna’nın hayatını anlatıyor. Nasıl yetiştiğini, ailesinin nasıl dağıldığını -aslında baştan beri nasıl dağılmış olduğunu- okurken kendi yaşamınız için şükrediyorsunuz.
Berna, kadın olmanın zorluğunu ilk regli olduğu anda anlıyor. Cahil annesinden yediği dayak kadınlığa ilk adımı… Anne zulmünden kurtulmak için gittiği akraba evinde evin oğlu tarafından hamile bırakılıyor. Her türlü aşağılanmaya, sevgisizliğe dayanıyor ama bir gün pes ederek evi terk edip namusuyla iş arıyor. Bulduğu işlerle de aynı tacize maruz kalınca en kolay para kazanma yolunun bu olduğunu düşünüyor. Başta tek adamın kadını olma macerası Mardinkapı’da son buluyor. Berna artık vesikalı bir hayat kadını…
Kitabın en sonuna şunu yazmış Arzu Arınel:
Bu romandaki kişiler ve olaylar gerçek değildir!…
Lakin benzer hayat yollarından geçmiş, benzer labirentlerde kaybolmuş bütün Bernaların hikâyelerinden kesitler taşır… Benim Bernamın hikâyesi, onun isteğiyle rüzgârda savrulup yerini bulması için anlatılmıştır. 
 
İşin aslı onu çok etkileyen ve romanın kahramanına ilham olan bir kadın çıkar karşısına. Asıl mesleği gazetecilik olduğundan onunla bir röportaj yapar; sonra atar bir köşeye. Bir gün, bir arkadaşı neden onu kurgulayıp bir roman yazmadığını sorar. Ve 41. Oda: Mardinkapı çıkar ortaya.
http://egoistokur.com/ah-seni-ilk-ben-tanisaydim-buralara-dusurur-muydum/
Bence Berna güçlü bir kadın. Yaşadığı onca şeye karşın var olma savaşı veriyor ve kararlarının arkasında duruyor. Hayat onu bir yerlere sürüklüyor ama zamanı gelince rüzgâra kendisi yön veriyor. Asla kendine acımıyor. Bir sürü erkekle birlikte olmasına rağmen Cemal’in söylediği gibi –Bu tek kişilik hayatta herkes sadece kendisine aittir, sevgilim- sadece kendisine ait bir kadın o.
Gerçek şu ki bu kitapla ilk ilgilenmem çocukluğumda özenerek baktığım lise sonlardan biri tarafından yazılmış olmasıydı. Ama kitapla tanıştıktan gururla şunu diyorum: “Bu kitabın yazarı okuldaşım Arzu Arınel. Daha taslak halindeyken tanıştım yazdıklarıyla. Ve ilk günden itibaren inandım başarılı olacağına.” Yanılmamışım. Eline, yüreğine sağlık sevgili Arzu..
Reklamlar

3 comments on “Bu tek kişilik hayatta herkes sadece kendisine aittir, sevgilim

  1. Arzu Altinanit
    18 Aralık 2013

    Ödül almış bir yazar tarafından İşinin ehli niye tanımlanmak büyük bir gurur kaynağı ama dostluğunu kazanmış olmam çok daha onur verici 🙂

    Beğen

  2. Arzu Arinel
    18 Aralık 2013

    Ben Arzu'yu okuldan hatırlamıyorum. Malum, büyükler küçükleri kayda geçirmez:))) Ama BALlı olmanın rahatlığıyla kitabımın taslığına bir göz atmasını rica etmiştim, beni kırmamıştı. Büyük bir moral destek aldım kendisinden. Onu asıl tanımam bir Gümüşlük gecesine rastlar. Sonrasında kitap yol alırken bizim dostluğumuz da sürüp gitti, ben onun mizah yüklü kalemini, dik duruşunu ve özgürlüğüne sahip çıkışını sevdim… Edebiyat dünyasından işinin ehli bir ismin kitabımı beğenmesinden onur duydum duymasına ama, en çok iyi bir dost kazandığım için mutluyum.

    Beğen

  3. Aynur Durmuş
    18 Aralık 2013

    Eline gönlüne sağlık Sevgili Arzu.Adaşınızın yolu açık olsun..Arkası gelsin romanlarının..

    Beğen

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 18 Aralık 2013 by in Kitap Yorumları, Tüm Yazılarım and tagged , , .
%d blogcu bunu beğendi: