Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Parmaklıklar Arkasında

Şu sıralar bir kitap çeviriyorum. Avustralyalı bir yazarın kitabı…
Koyun çiftliğinde çalışan insanların yaşamlarından bir kesit diyebiliriz.
Dolayısıyla kitapta ciddi anlamda Avustralya argosunun yanında bir de işçilerin kullandığı bir dil var ki küfür dolu.
Önümde iki seçenek var. Ya biz çevirmenlerin genelde yaptığı gibi bu küfürleri biraz yumuşatacağım. Yani “Fuck off!” yerine “lanet olsun!” yazacağım ya da olduğu gibi çevireceğim.
Mesleki yaklaşımım olduğu gibi çevirmek yönünde. Çünkü kitabın tarzı bu; yazar bunu tercih etmiş. Eğer bunu koruyamazsam mesleki olarak doğru bir şey yapmamış olacağımı düşünüyorum.
Düşünmesine düşünüyorum da bu kez karşıma Başbakanlık Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu çıkıyor. Bir Çevirmenin Gözünden İnternet Yasakları
Geriye dönüp baktığımızda bu yüzden hapis cezasıyla yargılanan çevirmenler olduğunu görüyoruz.
Chunk Palahniuk’un Snuff isimli kitabını Ölüm Pornosu adıyla Türkçeleştiren değerli meslektaşım Funda Uncu ve yayıncısı Hasan Basri Çıplak hakkında üçer yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açılmıştı.  Kadının metalaştırılmasını eleştiren roman için İstanbul Cumhuriyet Savcılığı bir iddianame hazırlamış ve kitabı inceleyen kurul kitapta gayri ahlaki ve edebi olmayan anlatımlar bulunduğunu ifade etmişti.
Benzer bir durum da Guillaume Apollinaire’nin Genç Bir Don Juan’ın Maceraları  adlı kitapta yaşamış; yayınevi sahibi İrfan Sancı ve çevirmen İsmail Yerguz hakkında altı ile on yıl arası hapis cezası istenmişti.
Kitabın özüne zarar verecek biçimde dille oynamaya karşıyım. Bunu yapacağıma o kitabı çevirmemeyi tercih ederim.
Ancak buradaki sorun bireysel değil. Dünya çapında tanınmış, eserleri sayısız dile çevrilmiş, hatta bazıları ödül almış yazarların kitaplarını Türkçe’ye kazandıran yayınevlerinin ve çevirmenlerin suçu ne bunun sorgulanması gerekir. Çözüm “çevrilmesin ve yayınlanmasın o zaman,” olabilir. Ama bu sansüre girer. Mesele küçükleri muzır neşriyattan korumak ise sormak istediğim bir kaç soru var.
1. O çocukların aileleri çocuklarının okudukları kitapları kontrol etmiyorlar mı? Etmiyorlarsa ceza alması gereken onlar; bu eserleri Türkçe’ye kazandıran yayınevleri ve çevirmenler değil.
2. Küçükleri muzır neşriyattan korumaya çalışan devlet çocuk gelinlere nasıl izin veriyor? Asıl muzır neşriyat o değil mi?
3. Küçükleri muzır neşriyattan korumak bu kadar önemliyken “prime time” de bu çocukların psikolojilerini alt üst edecek programların, haberlerin işi ne?
4. Devlet büyüklerimiz televizyonlarda birbirlerine ağza alınmayacak laflar ederken nerede bu kanun?
Kitap bir sanat eseridir ve sanat eserine sansür uygulanmamalı. Bunu kontrol edecek ailelerdir; bilinçlendirilmesi gereken onlar. Yayınevleri ve çevirmenleri suçlu ilan etmek işin kolay yanı.
Reklamlar

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: