Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Bir Başkadır Ege Düğünleri

Yöresel kültürü hep sevmişimdir. Ama Ege’nin yeri başka… Ege’de beni çeken şey, hem çok açık fikirli olmaları hem de geleneklerine bağlılıkları… Belki de bundan kopamıyorum bu topraklardan.

Ege düğünleri ya yaza merhaba demeden yapılır ya da yaz sezonu bitip Eylül’e girince… Buralar da öyle bir ay ki Eylül bir anda yüzü değişir bölgenin. 1 Eylül dendiği anda güneş de değişir deniz de… Daha güzel, daha yakın, daha yumuşak olurlar. Bambaşkadır Ege’nin Eylül’ü. Yazın curcunası bıçak gibi kesilir. Sakin tatil yapmak isteyen az sayıda kişi, Ege’nin yerlileri, bir de biz “dışarlıklılar” kalır; yani büyük şehirlerden gelip yaz kış buraya yerleşmiş olanlar. Sahil de bizimdir artık, deniz de, güneş de.

Ve düğünler başlar… Bir kaç hafta süren düğünler…

fotoğraf

Son iki haftadır mahallemiz bu durumda… Bu gece kına gecesi varmış. Hazırlıklar tüm hız devam. Bütün mahalleli sokakta, ocaklar yakıldı, yemekler hazırlanıyor. Bu hazırlıklar için onlara bahçesini açan bir “dışarlıklı”. Herkes seferber olmuş durumda. Bir koşturmaca anlatamam. Kadınlar kazanlarda keşkek yapıyorlar. Erkekler harıl harıl yemek çadırını kuruyorlar. Tanıdık olması gerekmiyor; sokaktan her geçen davetli. Fotoğraflarını çekmeye gittiğimde çay içmeden bırakmadılar beni ve öğlene keşkek yemeğe davet ettiler. O kadar sıcak bir davetti ki “Ben tavuk yemem” diyemedim. Bakalım nasıl çıkacağım bu işin içinden? 🙂

fotoğraf (2)

Gelin hamamı adeti yokmuş buralarda. Eğlence olsun diye yapanlar oluyormuş ama adet değilmiş.

 

çeyizGeçen hafta deve ile “ağırlık” geldi. Davullar zurnalar eşliğinde. Damat evinin kız evine hediyeleri bunlar. Sabahtan deve süsleniyor; bohçalar, tepsiler hazırlanıyor, alkol şişeleri açılıyor ve yola çıkılıyor. Oynaya oynaya, içe içe kız evine geliniyor. Damadın arkadaşları, gelinin arkadaşları, yoldan geçenler devenin önünü kesip zeybek oynayarak geçişine izin vermiyorlar ve kapıyorlar bahşişleri. Bu sırada kız evinde yemekler hazırlanıyor. Genellikle nohutlu pilav ve tavuk oluyormuş bu. Yemekler yeniliyor, oynamaya devam ediliyor ve saat iki gibi herkes dağılıyor. O kadar alkolden sonra duracak halleri kalmıyor zaten. 🙂

Bir hafta sonra, kına gecesinden bir gün önce, damadın aile büyüklerinden bir kadın gelinin saçına kına yakıyor. Eskiden bütün saça yakılırmış ama “artık gençlerimiz süsüne düşkün, istemiyorlar” dedi şalvarı ve yemenisiyle oturan bir teyze. O yüzden saçın ucuna, bir tutama yakıyorlarmış.

Sonra kına gecesi. Burada kına geceleri genellikle kadınlı erkekli. Ya beldenin meydanında yapıyorlar, ya bir sokak içinde ya da birinin bahçesinde. En çok çalınanları tahmin edersiniz elbet. Harmandalı ve Sepetçioğlu… Eee burası Ege. Zeybeği kadınlar da oynar erkekler de.

Kına gecesinin ertesi sabahı gelin at ile evinden alınıyor. Davul zurna gene var tabii. Akşamına da düğün… Düğün salonu yoktur buralarda. Sokaklar, meydanlar, bahçelerdir düğün salonu.

Onlar eğlenir Harmandalı ve Sepetçioğlu eşliğinde; biz “dışarlılıklarda” hayran hayran seyrederiz.

 

Reklamlar

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 5 Eylül 2014 by in Gündem, Kişisel, Tüm Yazılarım and tagged , , , , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: