Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Sakın Gözlerini Açma

Gördüğünüz şey ne tür bir manzara olursa olsun… İster karşıdaki bir bina, ister bir park, ister akıp giden trafik, ister bir sokak, bir orman, bir bahçe ya da bir deniz… Sabah kalkıp pencereden dışarı bakmak, yaşamı hissetmek, yaşamı koklamak, o yaşamın bir parçası olduğunuz için tebessüm etmek…

Şimdi de bunları asla göremediğiniz, göremeyeceğiniz, gözleriniz açık dışarı çıkmayacağınız, hatta evinizin tüm pencerelerinin battaniye ile kapalı olduğu bir dünya hayal edin. Hayatın renkleri görme şansınızın olmadığı, tek gördüğünüz şeyin evin duvarları ya da göz bandının arkasındaki karanlık olduğu bir dünya…

 İşte, Kafes böyle bir dünyanın hikayesi. Çarpıcı, ürkütücü, düşündürücü.

Malorie’nin hamile olduğu öğrendiği günlerde hayatı alt üst olur. Dışarıda bir yaratık / yaratıklar var ve onları gören insanlar delirip acımasızca kendi yaşamlarına son veriyorlar. Dışarı çıkmamak, çıkılırsa gözleri kapalı tutmak, her şeyi el yordamıyla halletmek gerekmektedir. Ve çocuğu / çocukları bu dünyaya doğar. Asla yaşamın renkleri göremeyecekleri bir dünyaya.

Hangisi daha kötü bilmiyorum. Bir anda sahip olunan tüm güzellikleri kaybedip böyle yaşamak zorunda kalmak mı yoksa bunları hiç tanımadan yaşamak mı?

İtiraf ediyorum bu tür kitapları çeviriye başladıktan sonra okur oldum. Daha önceleri pek elimin gitmediği tür kitaplardı. “Çok Satanlar” raflarındaki kitaplardan söz ediyorum. Hani şu hakkında sayısız yorum yazılan, herkesin ne zaman çıkacak diye dört gözle beklediği kitaplardan. Ama artık ağırlıklı bu tür kitaplar okur oldum. Bunun üç nedeni var. Birincisi yıllar içinde eskilerden, klasiklerden okumadığım çok az kitap kalmış olması. İkincisi meslek gereği bu tür kitapları takip etmeye başlamış olmam. Üçüncüsü ise bütün gün çeviri başında geçirince daha rahat okunur bir şeyler ihtiyacı.

Sebep ne olursa olsun artık okuyorum ve işin ilginci hoşuma da gidiyor. Elbette çeviri kalitesi çok önemli. Burada Aslı Dağlı’nın akıcı çevirisi devreye giriyor. Çevrilme aşamasını yakından takip etmiş biri olarak ne kadar emek verdiğini çok iyi biliyorum. Hem de o kadar yakından ki “Bird Box” çevirini aldığında attığı sevinç çığlıklarına, İzmir Kitap Fuar’inda kitabın orijinalini teslim aldığı zaman “I lav tuhaf kitaplar,” diyerek 11150857_10153827369982222_7545904095909003613_nzıplamalarına şahidim. Böylesi sevgiye bir de emek ve titizlik eklenince ortaya güzel şeyler çıkıyor elbette. Ellerine sağlık, Aslıcığım. Bir tek yerde beni gülümsettin. O da senin çok karşı olduğun ve benim bayıldığım devrik cümle kullanımında. Bir yerde de olsa kullanmışsın ya o yeter bana. 🙂 Yayına hazırlanma aşamasında da titizlikle çalışıldığı belli. Bir tane yazım hatası dışında en ufak bir hata yok ki o da nazar boncuğu.

Kafes, beni ürküttü, düşündürdü. Ben ne yapardım diye sordum kendi kendime. Öyle yaşamaktansa ölümü mü tercih ederdim yoksa içgüdüsel olarak ne olursa olsun hayatta kalmak için mücadele mi ederdim? Karar veremedim.

Hala okumadıysanız alın okuyun. Elinizden bırakamayacaksınız. Ve siz de şunu diyeceksiniz: “İnsanoğlu aslında korktuğu yaratığın ta kendisidir.”

Reklamlar

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: