Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Mutsuz Olma Hakkını İstiyorum

Bir dünya düşünün. Herkes mutlu. Sınıf farkı var ama kimse sınıfından dolayı mutsuz değil. Şiddet yok. Baskı yok. Herkes genç. Herkes sağlıklı. Ölüm çok doğal. Acı yok. Öfke yok. Asker yok, çünkü dış tehdit yok. Suç yok. Hapishane yok. Özel mülkiyet yok. Çirkinlik yok. Hastalık yok. Açlık yok. Gelecek korkusu yok. Uygarlık var.  Mutluluk var. Huzur var. Eğlence var.

Burası Cesur Yeni Dünya. Yukarıda yazılanlara bakınca rüya gibi. Tam bir ütopya.

Peki, gerçekten öyle mi? 1923738_10154480103697222_7328171438944315473_n

Aldous Huxley’in 1932 yılında yazdığı Cesur Yeni Dünya 26. yüzyıl İngiltere’sinde geçmektedir, yani F.S. 632’de. Geleceğin dünyası temel olarak Henry Ford’un  T modelidir ve milat T modelinin kullanılmaya başladığı tarihtir. Bu tarihten öncesi F.Ö. bu tarihten sonrası F.S olarak geçer.  T modeli toplu üretimde çığır açan bir uygulamadır.

Cesur Yeni Dünya’da T modeli insan üretiminde kullanılmaktadır. Aile, evlilik, doğum, anne, baba, çocuk kavramları ahlak dışı kelimelerdir, pornografiktir ve kullanılması büyük br utanç nedendir. Cesur Yeni Dünya’da bu kavramlar yoktur.  Doğum pornografik görüldüğü için kadınların yüzde yetmişi kısır olarak üretilir; kısır olmayan yüzde otuz ise bebeklikteki bilinçaltı telkinlerle bunu engelleyecek yöntemler kullanmaktadır. Psikolojik açıdan gerekli durumlarda yapay hamilelik yaşarlar.

Zihinsel hiyerarşik bir sosyal kast sistemi vardır. İnsanlar, Alfa-Artı entellektüellerden Epsilon-Eksi yarı moronlara kadar sıralanır. Bu insanlar, Kuluçka ve Şartlandırma Merkezi’nde şişelerde üretilir ve herkes kasttaki yerini, ait olduğu sınıfı ve yapmak zorunda olduğu işi sevmeye, bireyselliğe değil, topluma önem vermeye ve sürekli tüketmeye şartlandırılır. Bu sayede toplum mutlu ve istikrarlı insanlardan oluşur.

Optimum toplum” dedi Mustafa Mond , “buzdağı örneğine göre kurulur-dokuzda sekizi su seviyesi altında, dokuzda biri üstünde.”- Su seviyesinin altındakiler mutlu muydu peki?
-Üstündekilerden daha mutludurlar.Buradaki dostlarınızdan daha mutlular, örneğin.” Parmağıyla işaret etti.
-“O berbat işlere rağmen mi?”
-“Berbat mı ?Onlar öyle düşünmezler.Aksine işlerini severler.İşleri hafiftir, çocuk oyuncağıdır.Beyinleri ya da kasları asla zorlanmaz.Yedi buçuk saat hafif, yormayan iş,sonra da soma istihkakları,oyunları, sınırsız çiftleşmeleri ve duyusal filmler.Başka ne isteyebilirler ki?Doğru,” diye ekledi, “daha kısa çalışma saatleri isteyebilirler.Bizde onlara daha kısa çalışma saatleri verebiliriz.Teknik olarak alt sınıfların iş gücünü üç ya da dört saate indirmek çok basit bir şeydir.Ama bu onları mutlu edebilir miydi? Hayır, etmezdi.Yüz elli yıldan daha uzun bir süre önce denenmişti.İrlanda’nın tamamına dört saatlik iş gücü uygulanmıştı.Sonuç ne oldu? Kargaşa ve soma tüketiminde büyük bir artış hepsi bu . O üç buçuk saatlik boş zaman bir mutluluk kaynağı olmaktan o kadar uzaktı ki, insanlar o boş zamanlarından kurtulmaya çalışıyorlardı.”

-Emekçilerin kendi menfaatleri için ; onlara fazladan boş zaman ızdırabı çektirmek zalimlikten başka bir şey olmaz.

Devlet kimsenin yalnız kalmasını istemez. Çünkü yalnız kalan düşünmeye başlar; düşünen kişi istikrarı bozar ve toplum için tehdit oluşturur. Bu yüzden insanlar sürekli birlikte olmaya, eğlenmeye teşvik edilir.Yalnız kaldıklarında ise soma adı verilen  zararsız bir uyuşturucu kullanırlar ve bu yolla mutlu oladukları zihinsel tatillere çıkarlar

Herkes herkes içindir. Özgür bir cinsellik anlayışı vardır. Tek eşlilik kabul görmez. İki kişi arasındaki yoğun aşkın istikrarı bozacağı düşünüldüğünden herhangi birinin sadece tek kişiyle birlikte olması onaylanan bir durum değildir.

Ama farklı, üretim hatası (!) biri çıkar ve için için bu durumu sorgular. Bernard Marx. Alfa Artı bir psikolog olan Bernard, şartlandırılmış, mutlu insanlar arasında duygu kavramının farkında olan biridir. Üretim sırasında kanına fazla alkol enjekte edilmiş olduğundan gerek fiziksel gerekse duygusal açıdan diğer Alfalardan farklıdır. Hatta bu yüzden dışlanmaktadır.

Eğer farklıysan, yalnızlığa mahkum oluyorsun.

Bu dünya dışında hâlâ bizler gibi yaşayan bir toplum vardır: Vahşi Dünya. Vahşi Dünya’daki insanlar evlenirler, çocuk doğrururlar, acı çekerler, hasta olurlar, yaşlanırlar ve ölürler.

Yaşadığı toplumdan farklı olan Bernard yaşadığı bu toplumun dışındaki dünyayı görmek ister ve Vahşi Dünya’ya bir yolculuk yapar. Burada John ile karşılaşır. John, Cesur Yeni Dünya’da üretilmiş ama bir kaza sonucu yaşamını Vahşi Dünya’da sürdürmüş olan Linda’nın oğludur. Ten rengi farklı olduğu için Vahşi Dünya’da dışlanmaktadır.Linda onu eski hayatını anlatarak, özlemle o günlerden söz ederek büyütmüştür. Linda ve John’un kim olduğunu öğrenen Bernard onları Cesur Yeni Dünya’ya götürmeyi teklif eder ve ikisi de bu teklifi kabul eder.

John, nam-ı diğer Vahşi, Cesur Yeni Dünya’daki yapay mutluluğu kabullenemez ve büyürken bulabildiği tek eser olan Shakespeare’in sonelerinden ve oyunlarından yaptığı alıntılarla bunu dile getirir. Oysa Cesur Yeni Dünya’da sanat ve edebiyat da yoktur. Eski eserlerin hepsi yok edilmiştir, çünkü

Oturup kitap okursanız fazla bir şey tüketemezsiniz.

Sonuçta Vahşi bu dünyanın ağırlığını taşıyamaz.

“Ben keyif aramıyorum. Tanrı’yı istiyorum, şiir istiyorum, gerçek tehlike istiyorum, özgürlük istiyorum, iyilik istiyorum. Günah istiyorum.”
“Aslında,” dedi Mustafa Mond, “siz mutsuz olma hakkı istiyorsunuz.”
“Öyle olsun,” dedi Vahşi meydan okurcasına, “mutsuz olma hakkını istiyorum.”
“Eklemek gerekirse, ihtiyarlama, çirkinleşme ve iktidarsız kalma hakkını da istiyorsunuz; frengi ve kansere yakalanma haklarını, açlıktan nefesi kokma hakkını, sefil olma hakkını, sürekli yarın ne olacak korkusu içinde yaşama hakkını, tifoya yakalanma hakkını ve her türden ağza alınmaz acıyla işkence çekerek yaşama hakkını da istiyorsunuz.”
Uzun bir sessizlik oldu.
Sonunda Vahşi, “Hepsini istiyorum,” dedi.
Mustafa Mond omuzlarını silkti. “Hepsi sizin olsun,” dedi.

Yukarıdaki soruya dönersek… Söz konusu yaşam tarzı gerçekten ütopya mı?

Bence tam tersi. Tam anlamıyla bir distopya. Kontrol mekanizması belli güçlerin elinde olan, insanların yapay bir mutluk yaşadığı bir distopya. Huxley bunu çok ironik bir dille, muhteşem bir biçimde kaleme almış.

İthaki Yayınları’ndan Ümit Tosun çevirisiyle çıkmış olan Cesur Yeni Dünya, George Orwell’ın 1984’ünde sonra beni böylesi etkileyen ender kitaplardan biri olarak listemde en üst sıraya oturdu. Çok çarpıcı, çok düşündürcü ve son derece ürkütücü.

Ümit Tosun, gerçekten iyi iş çıkarmış. Emeğine sağlık. Yazıldığı tarihin dili düşünüldüğünde yaptığı işin ne denli zor olduğunu biliyorum. Bunun yanında Huxley’in anlatımındaki hicivi gayet başarılı yansıtmış. Ancak editörlük için ufak tefek eleştirilerim var. Kimi cümlelerdek virgül eksikliği o cümleyi anlamak için bir kaç kez okumama neden oldu. Bir diğer konu da kelimelerin hatalı kesilmiş olması. Hecenin yanlış yerden bölündüğü epey yer var. Bu baskı sırasında oluşan bir hata mı bilmiyorum. Ama son zamanlarda bu hata çok sık karşıma çıkmaya başladı ve beni gerçekten rahatsız ediyor.

Sonuş olarak…

Eğer hâlâ okumadıysanız, eğer benim gibi geç kalanlardansanız hemen alıp okuyun. Mutlaka okunması gereken eserlerden biri.

Ben aynı yazarın Ada adlı eserine başlıyorum. 🙂

Bir de dip not düşeyim:

Cesur Yeni Dünya adını Shakespeare’in Fırtına isimli eserinden, perde V, sahne I’deki Miranda’nın konuşmasından almış.

Bu kadar bunca yakışıklı varlık varıp gelmiş buraya
Ne güzel şeymiş meğer insanlık
Böyle dünyalıları olan
Yaşasın bu yaman, bu cesur yeni dünya ”
Çeviri : Can Yücel

Reklamlar

2 comments on “Mutsuz Olma Hakkını İstiyorum

  1. Suat Akca
    28 Aralık 2015

    Arzu Hanım merhaba, bu iki kitap çok önemli olmakla birlikte “Algı Kapıları” kitabını da öneririm. Ütopya ve distopya iyi kurgulanmış ama aklın biraz daha ötesinde bilgiler sunuyor insana. İlkel benliğin dürtülerini seven insan için Cesur Yeni dünya bir felaket. Bunun yanında net olarak inandığım bir durum var. İlkel dürtüler insanı vahşi bir türe dönüştürüyor. Başta kendi olmak üzere her türlü canlıyı yok ediyor. Üretim hatalı olanca da bunun farkına varmıyor. Eksik yapılan bu üretimi biz insanların tamir etmesi gerekiyor. Genetik bilimi burada devreye giriyor. ancak egemenler için hiç iyi olmayacak sonuçlar doğacağından gen müdahalesini öteliyorlar kanımca. sevgiler selamlar

    Liked by 1 kişi

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 28 Aralık 2015 by in Kitap Yorumları, Tüm Yazılarım and tagged , , , , .
%d blogcu bunu beğendi: