Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Okumak ya da Okumamak

Bir süredir şu iki soruyu çok duyar oldum.

  1. Çevireceğiniz kitabı seçme şansınız var mı yoksa ne gelirse çeviriyor musunuz?
  2. Çeviri öncesi kaynak metni baştan sona okuyor musunuz?

Özellikle ikinci konu çeviri sayfalarında da konuşulmaya başlayınca uzun süredir ilmal ettiğim sevgili blogum yine aklıma düştü. Bu konuda bir şeyler karalayıp blogumun gönlünü alayım dedim. 🙂 Bu ihmalin sebebi her zamanki gibi son dakika sıkıntısı ve stresi. Bir türlü vazgeçemediğim yumurta ve kapı meselesi. Ne yapalım, demek benim de motivasyonum bu. 🙂

Konuya dönersek…

Bir kez daha hatırlatmak isterim. Aşağıda yazacaklarım sadece kişisel görüşlerim ve benim yaşadıklarım. Dolayısıyla herkes için aynı şeyler geçerli olmayabilir ya da olmak zorunda değil.

Çevireceğim kitabı seçme şansım elbette oluyor. Bir yayıneviyle uzun süre çalıştığınız zaman oradaki editör arkadaşlar zaten sizin tarzınızı, neyi sevip neyi sevmediğinizi çok iyi biliyorlar. Dolayısıyla sizin çevirmekten hoşlanacağınız tarzda kitaplar öneriyorlar. Ya bir kaç kitap alternatifi gönderiyorlar ve siz arasından birini seçiyorsunuz ya da telifini satın aldıkları bir kitabı severek çevireceğinizi düşünüp doğrudan size yönlendiriyorlar ki doğru tahmin çıkıyor. Arada bir benim gibi şımarıp “Bu kitabı başkası çevirirse sizi öldürürüm,” diye tehdit ettiğiniz de oluyor. 😀 Şaka bir yana evet, çevirmek istediğim kitabı alabiliyorum.

Örneğin ne Tuğçe Nida ne de Alican bana bilimkurgu ya da fantastik kitap vermez. Bu tür kitapları okumayı değil, filmlerini izlemeyi severim çünkü. Okumayı sevmediğim bir tür için zorlamazlar. Her ne kadar çevirirken söyleniyor olsam da, kafama silah dayayacak duruma gelsem de kelime oyunları olan kitapları çevirmeyi çok seviyorum. Bulmaca çözüyormuşum gibi hissediyorum. Çevirirken saçımı başımı yoluyor ama sonuca ulaşınca inanılmaz bir mutluluk yaşıyorum. Tüm söylenmelerime rağmen onlar da bunu bilir ve ona göre kitapları önerirler.

İkinci konu şu aralar çok gündemde. Kimi meslektaşım okunmalı diyor kimisi ise gerek olmadığını söylüyor. Kaynak metni okumadan yapılan çevirilerin kalitesiz olduğunu iddia eden birkaç kişi de var. Bu arkadaşlara “O kalitesiz çevirilerin kaçını okudunuz?” diye sorma zahmetine girmeden ben ne yapıyorum onu yazayım.

Evet, ben de o kalitesiz (!) çevirilere imza atan çevirmenlerden biriyim. Yani kaynak metni okumadan başlıyorum. Bunun birkaç sebebi var.

Birincisi, zamanım yok. Çevirirken zaten okuyacağım bir kitabı okumaya zaman harcamaktansa okuma listemde olan bir kitabı okumayı tercih ediyorum. Bütün
günü ve hatta bazen geceyi çeviri başında geçiren biri olarak kitap okumaya zor zaman ayırabiliyorum. Bu kısıtlı zamanı da iş için değil, keyif için değerlendirmek istiyorum. Bir çeviriyi teslim ettikten en fazla bir gün sonra ikincisine başladığım düşünüldüğünde buna gerçekten zamanım yok.

1452789949540

İkinci neden benim açımdan çok daha önemli. Sonunu bildiğim, sürpriz olmayan bir kitabı çevirmek motivasyonumu inanılmaz düşürüyor, çok yavaşlatıyor. Karakterleri önceden tanımak önyargılı yaklaşmama neden olabiliyor. Kaynak metni okumadan yaptığım bir çeviri bir nevi kitap okumak gibi olduğundan bazen öyle merak ediyorum ki yorulmuş dahi olsam devam ediyorum. Sonuç çok daha verimli oluyor.

Bu demek değil ki ön hazırlık yapmıyorum. Hem ciddi bir ön hazırlık hem de gerek çeviri sırasında gerekse çeviri bitikten sonra dikkatli ve detaylı bir çalışma yapıyorum.

Şöyle ki…

Yeni bir çeviriye başlamadan önce ilk olarak orijinal metinden bölümler okuyorum. Baştan, ortadan ve sonlara doğru bir yerlerden… Sonuna asla bakmıyorum. Bunu yaparak yazarın tarzını tanımaya ve karakterler hakkında kabaca bir fikir edinmeye çalışıyorum.

İkinci olarak yazar ve kitap hakkında sıkı bir araştırma yapıyorum. Röportajlara, yorumlara, makalelere, kısaca bulabildiğim herşeye göz atıyorum.

Üçüncü olarak eğer mümkünse yazarla iletişime geçiyor, durumdan söz ediyor ve gerektiğinde yardımına başvurmak için iznini istiyorum. (Özellikle belli kısaltmalarda ya da yazım hatası olduğunu düşündüğünüz yerlerde bu çok işe yarıyor.) Kesinlikle olumlu dönüyorlar.

Çalışmaya başlarken bir not dosyası oluşturuyorum ve çalışma sırasında referans olabilecek şeyleri, kontrol edilmesi gereken yerleri, özel bir takım kullanımları not alıyorum.

Çeviri yaparken ikişer-üçer bölümlük dosyalar halinde çalışıyorum ki bir sorun olursa tüm çeviriyi kaybetmeyeyim. Belli bir noktada baştan geldiğim yere kadar olan kısmı okuyup, düzeltiyor ve ayrı bir dosyaya atıyorum.

liste

Ortaya şöyle bir görüntü çıkıyor 🙂

 

Çalıştığım dosyada ise belli kategorilere farklı renkler vererek işaretliyorum. Bu kısımlar okurken dikkat edeceğim, dönüp tekrar bakacağım yerler oluyor. Sonuç rengarenk bir word dosyası. 🙂

Çeviri bittikten sonra ilk okumayı yapan acımasız bir eleştirmenim var: Yaprak Onur, kızım. Notlarıma yeni notlar ekliyor; cümlelerimi düzeltiyor. Hatta bazen bu yüzden didişiyoruz. 🙂 O, nihayet tatmin olduğu bir sonuç elde ettikten sonra belli bir ara vererek en az iki kez de ben okuyor, son düzeltmeleri yapıyorum. Pembe dışındaki renkler adım adım siliniyor, çeviri sonuçlanıyor ve burada olduğu gibi sadece editöre yazılan notlar kalıyor. 🙂

düzeltme

Dosya tamamlanıyor ve iş en keyifli aşamaya geliyor. Konu bölümüne kitabın adını yazıp yanına “final copy” diye not düştükten sonra dosyayı ekleyip “gönder”e tıklamak…

Ve sırada yeni çeviri…

Reklamlar

4 comments on “Okumak ya da Okumamak

  1. ferhatkonas
    5 Mart 2016

    Çalışma yönteminiz ne olursa olsun gerçekten kutsal bir iş yapıyorsunuz. Düşünsenize sizler sayesinde binlerce hatta milyonlarca insan dünya üzerinde yayımlanmış bütün eserlere ulaşabiliyor. İyiki varsınız sizleri çok seviyoruz. Bloğunuzu daha çok ziyaret etmeniz ümidiyle. Saygılar…

    Liked by 1 kişi

  2. Esra GÜL COŞKUN
    5 Mart 2016

    Hemen hemen aynı şekilde çalışıyormuşuz. Dediğiniz gibi kitabı önceden okumak bazen tüm hevesimi kaçırıyor, okumadığımda sırf meraktan o gün çevirmem gerekenden fazlasını çevirebiliyorum. Bir de sanırım tüm çevirmenlerin kabusu: yaptığınız çevirinin bir nedenden dolayı silinmesi. Ben de bilgisayara bir şey olur diye ikinci mail adresime belli aralıklarla geldiğim yere kadar olan kısmı gönderiyorum. Böylece bilgisayara bir şey olsa bile orada güvende olduğunu biliyorum.

    Liked by 1 kişi

    • Arzu Altınanıt
      5 Mart 2016

      O dosya silinmesi bir kez başıma geldi. Hem de 260 sayfa civarı. Ondan beri ben de hem bölüm bölüm ayırıyorum hem clouda keydediyorum hem de kendime mail atıyorum. Paranoyaklık diz boyu yani. 😀

      Beğen

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 5 Mart 2016 by in Çeviri, Kişisel, Tüm Yazılarım and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: