Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

Muhteşem Bir Sistem Eleştirisi: Boğulmamak İçin

George Orwell deyince akla ilk gelen 1984 ve Hayvan Çiftliği‘dir. Tam anlamıyla kitap okuru saylmayan kişiler bile en azından adını duymuştur bu iki kitabın.

1984‘ü okuduğumda yanılmıyorsam 70 ortalarıydı (ya da sonları). Merakla 1984’ü beklemeye başlamıştım. “Büyük Birader” gerçekten bizi izleyecek mi merakı düşmüştü içime. 1984 geldi geçti, bir şey değişmedi. Şimdi baktığımda ise gördüğüm şu: Büyük Birader bizi 1984’te izlemeye başlamadı ama ondan bir on yıl sonra gözlerini gördük. Bugün ise artık Büyük Birader her adımımızı izliyor. Her şeyimiz kayıt altında. Neredeyiz, ne yapıyoruz, ne düşünüyoruz, ne hissediyoruz, kimlerle ne tür ilişkilerimiz var, ne kadar paramız var, nelere para harcıyoruz… Her şey…

1984, George Orwell’in okuduğum ilk kitabıydı.Çok kısa bir süre sonra Hayvan Çiftliği‘ni okudum. Yaşım ilerleyince fark ettim ki ne 1984‘ün ne de Hayvan Çiftliği‘nin içeriğini tam algılamışım. George Orwell’i sevmişim ama neden sevdiğimi anlamamışım. Her iki kitabı da bu kez yetişkin gözüyle okuyunca vazgeçilmez yazarım oldu. Mizah anlaıyışı, kurgusu, dili doyumsuz tatlar bıraktı ben de. Dolayısıyla elime geçen her kitabını okumaya başladım. Ama hiçbiri 1984 ve Hayvan Çiftliği‘nin yerini tutamadı. Ta ki bir gün bir kitapçıda Boğulmamak İçin‘i görüp, “Yaşasın, George Orwell’in okumadığım bir kitabı daha varmış,” çığlıkları atana kadar.

12821626_10154649914167222_6692667242881093496_nBoğulmamak İçin, göbeği gitgide genişleyen, yeni takma dişleri olan, evli ve çocuklu 45 yaşındaki George Bowling’in hayatı, daha doğrusu hayata tutunma çabası. Bowling, İkinci Dünya Savaşı öncesinin İngilteresinde yaşayan bir pazarlamacı. İngiltere’nin küçük bir kasabasında, Aşağı Binfield’te büyümüş ve Birinci Dünya Savaşı’na katılarak kasabasından ayrılmış ve annesinin cenasesi dışında bir daha asla geri dönmemiş, dönmek de istememiş. Biraz tekdüze hayatı, ağırlıklı patlamak üzere olan savaş korkusu yüzünden ve savaş sonrası yaşanacakların kaygısıyla girdiği arayış sonucu çocukluğunun geçtiği kasabaya bir haftalık bir kaçamak yapmaya karar verir. Kısacası ‘boğulmamak için’ yüzeye çıkmaya çalışır.

Ayağımı gaza iyice bastım. Aşağı Binfield’e gitmenin düşüncesi bile iyi gelmişti. Nasıl bir duyguya kapıldığımı tahmin edersiniz. Boğulmamak için su yüzüne çıkıyordum! Kollarını bacaklarını çırpa çırpa yukarı ulaşıp burnunu uzatan ve aşağı dalıp yosunların, ahtapotların arasına dönmeden önce derin bir yutkunmayla ciğerlerini dolduran büyük deniz kaplumbağaları gibi. Bir çöp kutusunun dibinde boğuluyoruz hepimiz; ama ben yüze çıkmanın yolunu bulmuştum.

Ama aradığı şeyi bulamaz. Eski kasabanın yerinde yerler esiyordur. Bildiği, özlemini duyguğu hiçbir doku, hiçbir koku kalmamış, Aşağı Binfield ‘yabancıların istilasına’ uğramış, adeta ‘yutulmuştur’.

Ben kitabı çok hem de çok sevdim. Öncelikle anlatım diline bayıldım. Okurla konuşur gibi yazılmış; öyle ki sanki George Bowling karşınızda ve sizinle sohbet ediyor duygusuna kapılıyorsunuz. Kendinizi öylesi içinde buluyorsunuz ki Bowling’in ne hissettiğini bire bir algılıyorsunuz.

Yıllarca gitmediğiniz bir yere gittiğiniz zaman şu duyguyu siz de hissetmiyor musunuz?

Yirmi yıldır görmediniz toprakları tekrar görmek değişik bir tecrübe. Hatırladıklarınız çok ayrıntılı ama yanlıştır. mesafelerin hiçbirini tutturamazsınız ve belli başlı noktalar yer değiştirmiş gibidir. Hep şu tepe eskiden çok daha dik değil miydi, şu dönemeç öbür tarafa doğru değil miydi, diye düşnürsünüz… Söz gelimi ıslak bir kış günü, bir çayırın köşesinde … durup size bakan bir ineği hatırlarsınız. Ve yirmi yıl sonra oraya gittiğinizde ineğin orada dikilip aynı ifadeyle size bakmadığına şaşırsınız.

Çok çarpıcı bulduğum yerler vardı. Örneğin herkesten gizli, adeta kaçarak giderken kaçtığı herkesin sanki peşinden konuşuyormuş gibi hissetmesini kahkahalarla okudum. Öyle tanıdık bir duygu ki. Gizli bir şey yaptığında herkes biliyor, aslında herkes bizi gözetliyor gibi hissetmez miyiz? Aşağı Binfield’i tepeden ilk gördüğündeki duyguları hem içimi acıttı hem de yüzüme bir tebessüm oturttu.

Kendimi bu kadar içinde hissetmemin bir sebebi de çeviriydi elbette. Suat Ertüzün gerçekten çok iyi bir iş çıkarmış. Sayesinde keyifle okudum. Ufak tefek noktalama hataları editör arkadaşların gözünden kaçmış sadece. Onlar da (hep dediğim gibi) nazar boncuğu.

Kısacası mutlaka okuyun.

Teşekkürler George Orwell, teşekkürler Suat Ertüzün ve teşekkürler Can Yayınları…

Reklamlar

One comment on “Muhteşem Bir Sistem Eleştirisi: Boğulmamak İçin

  1. kargakara
    27 Mart 2016

    Reblogged this on Barış Kahraman.

    Beğen

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

Information

This entry was posted on 27 Mart 2016 by in Kitap Yorumları, Tüm Yazılarım and tagged , , , .
%d blogcu bunu beğendi: