Bir Çevirmenin Dünyası

Bir çevirmen gözüyle her şey…

İnsanoğlu Kuş Misali

13325645_10154938925487222_6101315227490272884_n

Turla seyahat etmeyi oldum olası sevmem. Birisinin benim adıma program yapması, sadece turistik yerlere götürmesi, tanımadığım insanlara bağımlı olmak beni her zaman rahatsız etmiştir. Bu yüzden de hep uzak durmuşumdur.

Arkadaşlarla program yapıp gezme fikri her zaman daha cazip gelmiştir. Tabii bunda da şöyle bir risk var: Ya uyumsuzluk yaşanırsa? Bu, öylesi büyük bir risk ki arkadaşlığı bile bitirebilir. O yüzden seyahate gidilecek kişilerin çok dikkatli seçilmesi şart.

Neyse ki bu konuda çok şanslıyım. Bahreyn‘e birlikte gittiğim kırk kusür yıllık arkadaşlarımdan biri, yine aynı grup için “Kızlar, ucuz uçak biletleri var, haydi bir yerlere gidelim,” deyince balıklama atladım. 😀 Aylar öncesinden Mayıs sonu için biletleri aldık. Süre üç gündü ve istikamet Marsilya’ydı. Süreyi neden bu kadar kısa tuttuk pişmanlığı içinde sadece 13256330_10154921863767222_80223570594986404_no civarı dolaşacak biçimde bir program yapmaya çalışırken Pegasus bize bir iyilik yaptı. Marsilya’dan dönüş uçağını iptal edip dönüşü Nice’e aldı ve süre üç gün daha uzadı. Üzüldüğümüzü düşünen varsa çok yanılıyor. 😀

Bu durumda daha çok gezebilecek bir program yapmaya ve zaman kazanmak için araba kiralamaya karar verdik. Otel rezervasyonlarımızı yaptık. Ve dört hatun 28 Mayıs’ta yola çıktık.

Marsilya’dan Cinque Terre’ye kadar bütün Fransız ve İtalyan Rivierası’nı gezdik. Çok yorucu, bir o kadar da keyifli bir yolculuk oldu.

Gittiğimiz yerler hakkında tek tek bilgi vermeden önce genel izlenimlerimden söz etmek istiyorum.

Her yurtdışı çıkışımda olduğu gibi beni en etkileyen konulardan biri trafik. Yaya geçidi ve kavşak kullanımları. En sıkışık trafikte bile şerit ihlali olmaması. Motosikletliye, bisikletliye, yayaya olan saygı. Araba kullanırken bunu daha net görüyorsunuz. İkinci konu ise doğayı ve tarihi korumuş olmaları. Bizde olsa yol yapmak için o güzelim ağaçlar kesilirdi. Oysa adamlar ağaçları kesmemek, doğayı bozmamak için tüneller açıp bu işi çözmüşler. Tarihi dokuya hiç dokunulmamış olması beni hep etkilemiştir zaten. Özellikle bu gezideki bazı bölgelerde bunu daha net hissettim. Biz de olsa AVM, cami yapmak için yıkılır, o daracık sokaklar genişletilecek diye bütün doku bozulur, binalar eski yüzlü diye yıkılıp yerlerine iğrenç gökdelenler dikilir. Üçüncü konu ise, özellikle İtalya’da her balkondan, her duvardan sarkan çiçekler… IMG_1128

Son konu ise, Avrupa’nın en turistik bölgelerinden biri olmasına rağmen turiste yönelik bir yaklaşım olmaması. Turiste yönelik tek fark bu bölgedeki Fransızların İngilizce konuştuğunuzda anlamıyor gibi davranmamaları. 😀

Nereleri gezdik, neler yedik, neler içtik?

Marsilya-Aix-en-Provence-Avignon:

İki gün bu bölgedeydik. Marsilya’da değil, Aix-en Provence’de kaldık. Marsilya ve Avignon’un tam ortasında yer aldığı için burasını seçtik. Ayrıca Marsilya’ya göre oteller daha ucuz, park yeri daha rahat. Appart’hotel Odalys Aix Chartreuse rezervasyonumuzu booking.com’dan yaptık. Linkteki fotoğraflara aldanmayın. Çarşaflar tertemizdi, merkeze yürüyüş mesafesindeydi ama bu gezide kaldığımız oteller arasında en kötüsüydü. Kalınmayacak gibi olmasa da daha dikkatli bir seçim yapabilirdik diye düşünüyorum. Merkeze yürüyüş mesafesinde olmasına rağmen ilk gidişimizde yerini bulana dek canımız çıktı. Neredeyse arabayı bir kenara çekip orada uyuyacaktık. Aix-en-Provence civarında iki saat dolandık dersem abartmış olmam.

Bu iki gün içinde neler yaptık?

Öncelikle Marsilya’yı dolaştık. Eski Liman denen Le Vieux-Port’ta epey zaman geçirdik. La Tasca’da mutlaka yemek yiyin denmişti. Epey aradık, oldukça uzun bir yol yürüdük ama gerçekten değdi. Rezervasyonsuz gitmeyin. Biz biraz erken bir saatte gittiğimiz için en geç saat dokuzda boşaltmak şartıyla masa bulma şansımız oldu.

Görülmesi gereken başka bir yer ise Notre Dame de la Garde Kilisesi. DSCF5438.JPG

İçerisinin güzelliğinin yanı sıra Marsilya’yı tepeden görme fırsatı buluyorsunuz ve manzara gerçekten eşsiz. O merdivenleri tırmandığınıza inanın değiyor.

DSCF5450.JPG

İkinci gün sabahtan Avignon’a doğru yola koyulduk. Yol üzerinde St. Cannat, Senas, Plan D’Orgon, Saint Andiol’dan geçtik; hepsi birbirinden güzeldi. Maalesef lavantalar henüz açmamıştı ama gelincik dolu alanlar onları aratmadı.

13321716_10154925523362222_4764078486105239933_nAvignon surlar içinde, dokunulmamış bir tarih. Sokaklarında gezerken adeta yüzyıllar öncesine gidiyorsunuz. Doku öylesi güzel korunmuş ki insan etkilenmeden duramıyor.Görülmesi gereken yerlerden biri Palais des Papes, yani Papalık Sarayı.

Öğleden sonra Aix-en-Province’e geri döndük. Mirabeau Bulvarı’nda dolaştık, sokak satıcılarından alışveriş yatık, en meşhur çeşmesi olan La Rotande’yi gördük ve pastis içtik.Pastis için kısaca Fransız rakısı diyebiliriz. Rakı gibi anasonlu ama biraz daha aromalı bir içki. 13321804_10154925615912222_3649733655509141779_nGarson su eklememiz gerektiği konusunda öyle ısrarcıydı ki bir tanesine o dur diyene kadar su eklediğimizde tek aldığımız tat su tadı olunca sek içmeye karar verdik. Bu kez yan masadan müdahale başladı. “Olmaz. Sarhoş olursunuz. Çarpar. Su koyun.” Çevredekiler sek pastis içen dört hatunun akibetini görmek için adeta dikkat kesilince onlara rakıyı bilip bilmediklerini sorduk. Rakıyı bilenler bizi anladı. 😀

 

Genova-Portofino-Cinque Terre

Üçüncü günün sabahı otobandan Genova’ya geçtik. Molalarla yaklaşık beş saatlik bir yolculuk. Otoban geçiş ücretlerinin çok yüksek olduğunu belirtmeden geçemeyeceğim. Genova’daki otelimizi hotels.com’dan ayırtmıştık. Best West Airport, merkeze uzak olmasına rağmen çok güzel bir oteldi ve otobüsle merkeze ulaşımı çok kolaydı. (Akşamları içki içmek istediğimden arabayı almamayı tercih ettik de.) O akşamı Via Garibaldi’de dolaşarak geçirdik. İtalya’ya gelmişken pizza yemeden ve vino di casa içmeden olmazdı. Ama turistik yerler değildi aradığımız. Bunu söylediğimiz zaman bizi Piazza Lavagna’ya yönlerdirdiler. Ufacık bir kaç restaurantın olduğu, ufacık bir meydan ve gerçek İtalyan pizzası yemiş olmanın keyfi. 😀DSCF5464.JPG

Ertesi gün Cinque Terre’ye doğru yola çıktık. Cinque Terre’ye en uygun gidişin tren ya da tekne olduğunu biliyor olmamıza rağmen maceraya atılıp karayoluyla gittik. Yol gerçekten çok virajlı, çok tehlikeli bir yol. Dolayısıyla uzun sürdü. (Araba tutan biriyseniz kesinlikle girmeyin.) Ama yol boyunca gördüğümüz manzara buna değerdi.

Cinque Terre birbirlerine geçiş olan minicik beş köy:  Monterosso, Vernazza, Corniglia, Manarola, Riomaggiore. Unescco’nun koruması altında. Rengarenk evleriyle muhteşem bir görüntü sergiliyor. Biz bütün köyleri dolaşamadık. Bu yüzden ilk fırsatta tekrar gidip en az bir gece orada kalmayı düşünüyorum. Beni öylesi büyüledi yani.

Cinque-Terre

Oradan Portofino’ya geçtik. “Ah Portofino” desem duygularımı anlatmaya yeter sanırım. Oldukça pahalı bir yer olduğu gerçeğine rağmen bu riski göze alıp Pasta al pesto yemeden ve vino di casa içmeden ayrılamadık.

13335968_10154941147012222_6653015273324685756_n

 

Akşam Genova’ya geri döndük. Niyetimiz Via Ferrari’de zaman geçirmekti ama öylesi yorgunduk ki bu faslı es geçtik.

Monaco-Nice-Cannes-St Tropez

IMG_1039.JPGErtesi sabah istikamet Monaco. Grand Prix’in en güzel etabının yapıldığı, kumarhaneler şehri Montecarlo. Grand Prix’i birkaç gün farkla kaçırmışız. 😀 Yine de o piste araba kullanma mutluluğunu tatmış olmak ayrı bir duygu.

Monaco ayrı bir dünya. Her köşesinden zenginlik taşıyor. Arabalar, yatlar, kıyafetler… DSCF5562.JPG

Ve tabii  Palais Princier’e gittik. Prens Albert’i ziyaret etmeden olmazdı. İçinde fotoğraf çekmek ne yazık ki yasaktı. Laf aramızda ben en çok yer döşemelerine bayıldım. Ama size onları gösteremiyorum. 😦

DSCF5553.JPG

Monaco’dan son iki gecemizi geçireceğimiz Nice’e geçtik. Otele uğramadan doğrudan merkeze indik. Via Garibaldi’de bizi muhteşem bir sürpriz karşıladı. İnsanlar meydanın ortasında tango yapıyordu. Festival falan değil, akşamüstü eğlencesi. Hemen bir kafeye kurulduk ve bir daha kalkamadık. 😀

Saat 21.30 gibi telefonum çaldı. Nice’de kalacağımız otelden arıyorlardı. Otel rezervasyonunu yine hotels.com’dan yaptırmıştık ve dönüşümüz oradan olacağı için havaalanına yakın bir otel seçmiştik. Nice’e 35-40 kilometre uzak olduğunu epey geç fark ettik.

Arayan kişi resepsiyonu kapatacaklarını söyleyerek, kapının giriş kodu verdi ve anahtarımızı nasıl alacağımızı anlattı. Çok şaşırdık ve biraz da “Nerede kalacağız böyle?” diye düşündük. Otele gitmek üzere yola koyulduğumuzda ise iyice ürktük. Ücra bir yere doğru yol alıyorduk. Etrafta ne bir ışık, ne bir ev. “Anlaşılan bu gece ahır gibi bir yerde kalacağız, yarına Allah kerim,” diyerek oteli bulduğumuzda ikinci sürprizle karşılaştık. Muhteşem bir bina, sıcacık bir hoş geldiniz notu ve tertemiz bir oda karşıladı bizi. Otelin adı Les Bastides. St.Paul de Vence’e çok yakın. Şiddetle tavsiye edilir.Kurbağa sesleri eşilğinde uyuduk ve sabah pencereyi açtığımızda bir cennetle karşılaştık.

IMG_1044.JPG

Hatta Fransa’da bu kadar iyi İngilizce konuşulan tek yer burasıydı diyeIMG_1121.JPGbilirim.

Son günümüz Cannes ve St. Tropez’de geçti. İkisi için de fazla şişirilmiş yerler diyebilirim. Beklediğimin çok altındaydılar. Tavsiyeye uyduk ve St Tropez’de a tarte tropezienne yedik.

Cannes’e gitmişken geleneğe uyduk, kırmızı halıda fotoğraf çektirdik ve ünlülerle el ele tutuştuk. Johhny Depp’i bulamadım maalesef. 😦 Ama Jack Nicholsan oradaydı. 🙂

IMG_1117.JPG IMG_1103

Akşam Nice döndük, bir Cort D’azur turu attık ve son gecemizi güzel bir yemekle noktaladık.

IMG_1141.JPG

Biraz da tüyolar vereyim.

  • hotels.com’da booking.com’dan daha iyi oteller var. Fiyatlar aşağı yukarı aynı.
  • Otel rezervasonu yaparken ücretsiz iptal olmasına dikkat edin. Programda bir değişiklik olursa boşuna otel parası vermeyin. Ayrıca ücretsiz WIFI ve otopark olmasına dikkat edin. Ancak Fransa’da WIFI bağlantısı çok kötü. Kendileri de şikayetçi.
  • Araba kiralamaya karar verirseniz navigasyonu olmasına dikkat edin. Yoksa ek ücretle veriyorlar ama günlük 16 Euro gibi yüksek bir fiyat.
  • Otoban ve park ücretleri yüksek. Bunu dikkate alın derim.
  • Türkiye’de araba kullanış biçiminizi unuttun. Kavşaklar ve yaya geçitlerinde çok dikkatli olun. Yayalar bakmadan yola çıkıyorlar, çünkü araçlar kesin duruyor. Kavşaklarda ise burnunu sokan değil, kavşağı dönenin önceliği çok net. Bir de sakın şerit ihlali yapmayın. Otobanlarda bile tüm araçlar en sağ şeritte, diğer şeritler geçiş için kullanılıyor.
  • Motorsikler ve bisikletlilere de dikkat. Çok sayıda var.
  • Otoban geçişlerinde nakit ödeyemediğiniz, kredi kartınızı kullanmak zorunda olduğunuz yerler var.
  • Yol kenarlarında park yerlerine park ettiğinizde çizgilere çok dikkat edin. Nasıl olsa iki dakikaya döneceğim diye park fişini alıp cama koymayı unutmayın ve süreyi geçirmeyin. Anında cezayı yersiniz.

Sonunda memlekete döndük. Sıra sonraki gezilerde. 🙂

Şimdi yeni çeviri zamanı. Merhaba, Jane Eyre. 🙂

NOT: Bundan önceki gezilerimde her gittiğim yerden bir kahve fincanı alıyordum ama kırılıyorlar. Bu yüzden bu geziden itibaren bunu duvar tabaklarına dönüştürdüm. Daha önce gittiğim yerler eksik kaldı. Yurtdışına giden bana haber versin. Önceden gittiğim ülkeye giden olursa duvar tabağı siparişi vereceğim. 😀

 

Reklamlar

2 comments on “İnsanoğlu Kuş Misali

  1. Filiz
    8 Haziran 2016

    Gezi notlarınızı ilgiyle okudum. Cinque Terre ve Portofino dışındaki gittiğiniz yerlere gitmedim. Güzel zaman geçirmenize sevindim 🙂 Elinize sağlık, keyifle okunan bir yazı olmuş.
    Bu arada Hotels.com da bir hesap yaratıp toplam dokuz gecelik booking’inizi o siteden yaparsanız, onuncu geceyi size bedava veriyorlar. Sanırım istediğiniz yerde de kullanabiliyorsunuz bu bedavayı. Ben gittiğim her yerden magnet alıyorum, hem de fazla yer kaplamıyorlar 🙂 Sevgiler, selamlar…

    Beğen

    • Arzu Altınanıt
      8 Haziran 2016

      Tüm bu yerler arasında en güzel iki yer Cinque Terre ve Portofino’ydu. İlk fırsatta gidin bence. hotels.com bilgisi için teşekkürler. Bunu öğrenmem iyi oldu. Ben de magnet ve mug alıyordum ama ikisi de kırılabiliyor. Magnet yine aldım ama mug işini tabağa dönüştürdüm. Duvarda çok güzel duruyor. Aralarına bir de çini katmalıyım. 😀

      Beğen

Yorum Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: